Bırden kaldırımlardan tasan kalabalıkta onun da olabılecegı aklıma geldı. ıcımdekı sıkıntı erıdı. sankı onu tanıyormusum, gorsem bılecekmısım gıbı bakıyordum gecenlere.

pervane ateşe yöneldi, balık pervaneye. havaya karıştı pervanenin dumanı, balığın kanı suya. ne pervane bildiğin pervane ne de balık bildiğin balık bu hikayede.

daha kolay buluyorum boyun damarlarını, daha fazla bağır.

sağ taraftaki köpek dişine bastırıyordun sağ elinin baş parmağını. sağ elinin işaret ve orta parmakları arasında sıkıştırdığın sigaranın dumanı gözlerini acıtıyordu. isteyerek olmuyordu her şey, hızır’ın oluyordu sigara dumanı, ağlıyordun. ellerini düşünüyordum o sırada ben ve kafanda çalan şeyin ne olduğunu tahmin etmeye çalışıyordum.

Gerçekten kendini sevmeyen insan, intihar etmek yerine kendini geliştirme yolunu seçecektir. Güçsüz olanın saflarında olmak hasta ruhların en şiddetli arzusudur çünkü. Hal böyle iken gerçekten kendini sevmeyen insan, kendini geliştirme yolunu seçerek güçlendiği sanrısına kapılacak ve bu sanrı kendinden daha fazla tiksinmesine sebep olacaktır. Kaybeden taraf olmayı seçen insanın tutunamayışı da sahtelik arz eder bu yüzden. Kendini güçsüz kılarak kendinde olma halini garanti altına almaya çalışıyordur çünkü.

Sahne Onu

Cilalanmış kafalarla birbirine sürtünen çiftlerin olduğu bir yerdeydim. yanıp sönen ışıklar, ulumalar, iğrenç sesleriyle nakarata eşlik eden çirkin insanların olduğu bir yer. Uzun süredir alkol dolaşmıyordu kanımda. İçmediğim için eğlenemiyordum da ve kurtuluşu etrafımdaki insanları izlemekte bulmuştum. Masaların üstüne çıkmış kadınlar, ellerine hiç yakışmayan arjantin bardaklarda ucuz biralar içip kim olduğunu bilmediği adamlara sürtüne sürtüne dans ediyorlardı. Sıkıldım ve sahne önüne doğru ilerlemeye başladım. Her adımımda ya birilerinin öpüşlerini sekteye uğratıyor ya da etrafındaki kadınlara yanaşmak için götüm götüm ilerleyen bir lavuğun, bir süreliğine, hayallerini suya düşürüyordum. İlerlerken birkaç dirsek darbesi de almıştım böbreklerime nasıl dans ettiğinin farkında olmayan kıyak kafalı birkaç kadından.

Sahneye yakın bir yerde durmuştum ve insanlar gelip geçiyordu yanımdan. Omuzuna dokunup ”kardeş müsaade eder misin?” ifadesiyle kız arkadaşını dışarı çıkarmaya çalışan lavuklar, omuz atarak geçen lavuklar, hiçbir şey söylemeden ve çarpmadan geçen lavuklar, bayılacakmış gibi yürüyen çirkin kadınlar, bayılacakmış gibi yürüyen güzel kadınlar, göğsünü göğsüne bastırarak geçen kadınlar, kalçalarını kasıklarına bastırarak geçen kadınlar geçip gidiyordu yanımdan. Uzun zamandır alkol dolaşmıyordu kanımda; midemin kalktığını hissettim. Çıktım biraz sonra. İçmediğim zamanlarda çorba istemezdi canım. Çorba içtim o gün. 

”Ezginin tümünü işitebilecek kimse ise, hem herkesten daha çok yalnız, hem herkesten daha çok birliktelik duygusuna sahip biri olacaktır; çünkü kimsenin işitemediği şeyi işitecek, özellikle de başkalarının belli belirsiz ve yarım yamalak duyduğu şeyin anlamını, eriştiği o mükemmellik sayesinde kavrayabilecektir.”

*Rainer Maria Rilke-Nesnelerin Melodisi Üzerine Notlar

agir cekim

içti, mastürbasyon yaptı, kustu, uyuyakaldı; kafası klozetin üzerinde, uyandı ve bulantısının geçmediğini fark etti, soğuk suyun altına attı kendini, yatağa geçti; tekrar uyudu, uyandı, bir şeyler atıştırdı, içti, koku almak istemiyordu, burnu olmasın istiyordu; burnu düşseydi mesela, sehpanın üzerindeki kokaine doğru yöneldi, çekti, uyuştu, iyi hissetti; ”ölsem sikimde olmaz.” dedi, soyundu, pencereleri açtı ve sırtüstü, çırılçıplak uzandı yatağa, rüzgar kasıklarının üzerinden geçip karnının üzerine geldiğinde, ”ölsem.” dedi ”tam da şimdi, sikimde olmaz.”, ölmedi, uyuyakaldı, gece yarısı üşüdüğünü hissetti, kafası açılmıştı, kalktı; ama giyinmedi, dolaptan bira aldı, müziği açtı, yatağa uzandı ve bir sigara yaktı, küllerini halıya çırptı, kalktı, ayak parmaklarıyla küllerin üzerine bastı, homojen bir şekilde halıya dağıldığına ikna olduktan sonra sehpaya yöneldi, gıcır gıcır iskambil destesinin içinden kapalı bir kart çekti, ne çektiğini görmek istemedi, göremeyeceği şekilde rulo haline getirdi, koku almak istemiyordu, burnu düşsün istiyordu, sehpaya doğru eğilip çekti kokaini, burnundan beynine ulaşana kadar geçen zamanda kokainin bedenindeki yolculuğunu düşündü, burnunu ve beynini düşündü, ikisi de olsun istemiyordu; burnu da beyni de, sırtüstü uzandı yatağa, tavanı inceledi, sıkıldı, görmek istemediğini düşündü, gözleri de olsun istemiyordu, içinin çürümesinden sıkıldığını fark etti, bütün olarak çürümek istiyordu, doğruldu yatakta, sehpaya yöneldi, bir kez daha çekti, uyumak istemiyordu, uyanmak da istemiyordu, uyumadı, uyanık da değildi, göğüs kafesi inip kalkmıyordu sadece, rüzgar esti, çektiği kart ters dönüp halının üzerine düştü, bir kez daha esti rüzgar ve diğer kartlar da halının üzerine doğru süzülmeye başladı, kapalı ve açık; tüm kartlar halının üzerindeydi artık, kimse ne çektiğini anlamadı.

Kleerup

—Until We Bleed (Feat. Lykke Li)

catatonichummingbird:

Dokunmayan eller hissedebilir tenini. Söylenmemiş sözler boğazına çöküp öldürebilir ağırlığıyla.

Verilmemiş her söz, eşi benzeri görülmemiş bir hainlik sanılabilir.

Delinmemiş bir beden, sana dünyanın bütün arzularını birden bahşedebilir bir anda.

Görmeyen gözlerin, başına düşen geceyle beraber açılabilir.

Bekledikçe sivrilebilir dişlerin, ciğerin gittikçe kararabilir. Ağzına gelen kanın tadı, iştahını açıp seni usta bir avcı yapabilir.

Kanatana kadar sevesin gelir bir gün ansızın.

Olabilir.